5 Kasım 2009
Şubemiz Fethi Tevetoğlu Salonunda OMÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mahmut AYDIN “ Batının İslam Algısı ” konulu bir konferans sundu.Konferansın açılış konuşmasını yapan Şube Başkanımız Doç.Dr. K.Tuncer Çağlayan soğuk savaş sonrası Batının ve özellikle NATO’nun devamlılığı adına İslam Ülkelerine yönelik tavrın değiştiğini kızıl tehtit yerine yeşil tehtidin yerleştirildiğine dikkat çekti.
Konuşmacı Prof.Dr. Mahmut AYDIN konuşmasında 11 Eylül sonrasında İslamın bir terör dini olarak algılandığını,bunun bir sonucu olarak Batıda yaşayan Müslümanların hayatlarının zorlaştığını, dindar Müslümanların terörist ve köktendinci olmakla suçlandığını vurgulayarak Batıda İslam fobisi oluştuğunu söyledi.Konuşmasında dinler arası diyalog meselesinin istismar edildiğini diyalog çabalarının Müslümanlar aleyhine işletildiğini ve dinler arası diyaloğun olmayacağını ifade etti. Konferans sonunda Başkanımız Doç.Dr.K.Tuncer Çağlayan “Türksüz İslamın öksüz , İslamsız Türkün yetim” olduğuna dikkat çekerek katılımcılara ve konuşmacıya teşekkür etti.
Ocağımızın geleneksel plaket ve kupası OMÜ Tarih Bölüm Başkanı Prof.Dr. Nedim İpek tarafından Prof.Dr.Mahmut Aydın’a takdim edildi.
Prof. Dr. Mahmut Aydın Özetle Şunları Anlattı;
BATI’NIN İSLAM ALGISI
Müslüman dünya ile Batı dünyası arasındaki ilişkilerde İslam-Batı ilişkisi veya diğer bir ifadeyle Batı’nın İslam algısı günümüzün en temel sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Amerika’daki Dünya Ticaret Merkezin bulunduğu ikiz kulelerin yıkılması ve pek çok masum insanın ölmesine yol açan trajik 11 Eylül olayından dini ve kültürel çoğulculuk tartışmalarına, Hz. Hz. Peygamberi baş terörist olarak tasvir eden bazı karikatürlerin Danimarka’da yayımlanmasın ve Papa XVI. Benediktus’un Papa XVI. Benediktus’un 2006 Eylül’ünde İslam dini ve onun aziz peygamberiyle ilgili “kendi iç dünyasındaki kin ve nefreti” dışa vuran konuşmasından Hollywood filmlerine, kadın ve insan haklarından misyonerlik faaliyetlerine, Avrupa ve Amerika’da yaşayan Müslüman azınlıklardan Orta-doğu siyasetine kadar pek çok konuyu bu sorunun bir türevi olarak görmek mümkündür.
İlk Nobel Edebiyat ödülü sahibi İngiliz şair Rudyard Kipling (1865-1936) bir şiirinde Batı dünyası ile doğu dünyası arasındaki ilişkiyle ilgili “Doğu doğudur, Batı batıdır; Ve bu ikili hiçbir zaman bir araya gelmeyecektir; ta ki yer ve gök, Tanrı’nın büyük hüküm kürsüsünde hazır bulunana kadar” dediğinde aslında batı ve doğu kültürlerinin ayrılığının doğal bir hali, bu iki kültürün bir araya gelmesinin ise ilahi müdahale gerektiren istisnai bir durum olduğunu ifade etmektedir.
Batı, tarihte günümüzde olduğu kadar İslam ve Müslümanlar tarafından meydan okunmamıştı. Çünkü batı bugün olduğu gibi İslam’ı ve Müslümanları tecrübe etmemiş ve günümüzdeki kadar Müslüman’ı da içinde barındırmamıştı. Günümüzde Batı dünyasında yaklaşık 20 milyon Müslüman yaşamaktadır. Bu durumda acaba batı dünyası karşısında bir İslam dünyasından bahsetmek ne derece mantıklıdır. Dahası İslam dini 1000 yılı aşkın bir süredir Avrupa kültürü içinde tanımlayıcı ve belirleyici bir faktör durumundadır. İşte bundan dolayı İslam’ı batı dünyasından ayırmak ve bu şekilde bir İslam dünyası ve batı dünyası şeklinde bir kutuplaşmaya gitmek hiçbir şekilde mümkün görünmemektedir.
İslam’ın ortaya çıkışından itibaren Batıllıların İslam ve Müslüman algılarını incelediğimizde Batılıların gözünde İslam dini kadar imajı tahrip edilen bir başka din olmadığını görmekteyiz. Ortaçağlarda İslam’ı dini ve teolojik gerekçelerle bir öteki haline getiren Batı Medeniyeti. Modern dönemde aynı şeyi din dışı ve seküler argümanlar kullanarak yapmaktadır.
Batı dünyasındaki İslam ve Müslüman algısını bir bütün olarak değerlendirdiğimizde Batının İslam algısının geçmişte
- Müslüman ve Hıristiyanlar arasındaki rekabete, çatışmaya ve savaşlara
- Oryantalistlerin İslam’ı geri kalmış ve modernizm karşıtı bir din olarak sunmalarına
- Kilisenin İslam ve Müslüman karşıtlığına
- Batı ile yaşanan ilk karşılaşmalardan itibaren batılıların Kur’an ve Hz. Peygamber ile ilgili ürettikleri olumsuz imajlara
Günümüzde ise
- Orta-doğuda yaşanan çatışma ve savaşlara
- Keşmir ve Afganistan’da meydana gelen olaylara
- 1990’ların başında Bosna’da yaşanan ve soykırıma varan katliamlara
- Rusya’nın Çeçenistan’da da sebebiyet verdiği katliamlara
- 11 Eylül 2001 sonrası başta Afganistan ve Irak olmak üzere orta-doğuda yaşananlara olumsuz gelişmelere
- Batı Avrupa’da gittikçe artan Müslüman varlığına karşı ortaya çıkan İslamfobisine
- Danimarka’da yaşanan karikatür krizine
- Papa XVI. Benediktus’un İslam dini ve onun aziz peygamberiyle ilgili “kendi iç dünyasındaki kin ve nefreti” dışa vurduğu 2006 Eylülündeki Regensburg konuşmasına
- Eylül 2001’de canlı bombaya çevrilen sivil uçaklarla New York’da Dünya Ticaret Merkezi’ne ve Washington’da Pentagon’a yapılan ve İkiz Kulelerin yıkılması ve sayıları 3000’leri bulan masum insanın ölümünden Müslümanlar sorumlu tutulduğu için bu tarihten sonra İslam ve Batı ilişkilerinde yeni bir döneme girilmiştir. 11 Eylül tarihi, Müslümanların Batı dünyasıyla ilişkilerinde yeni bir milat olarak görülmeye başlanmıştır. Bu saldırılar İslam’ın dolayısıyla da onun mensupları olan Müslümanların batı dünyasını tümden ortadan kaldıracağı şeklindeki Hıristiyan kehanetinin vukuu olarak yorumlanmaya başlanmıştır. İslam’ın batı dünyasında tarihsel olarak hiçte iyi olmayan imajı 11 Eylül olaylarından sonra iyice tahrip edilmiştir. Örneğin başta ABD olmak üzere diğer batı ülkelerinde TV programlarında, devlet ofislerinde, okullarda ve sanal ortamda devamlı surette İslam’ın baskı ve şiddet dini ve militan bir ideoloji olduğu tezi yüksek sesle dillendirilmeye başlanmıştır. İslam dini ve Müslümanlarla ilgili olumsuz kampanyalar öylesine artmıştır ki bazı insanlar Müslümanlara ders vermek için İslam’ın en kutsal mekanı olan Kabe’nin yerle bir edilmesini ileri sürmeye başlamışlardır. İslam ve Müslümanlarla ilgili bu kampanyalara son günlerde yaşanan Hz. Peygamberi adeta bir baş terörist olarak tasvir eden çeşitli karikatürlerin bazı batı ülkelerinde yayımlanması eklenmiştir. İlkin 30 Eylül 2005 tarihinde Danimarka’nın Jyllands-Posten gazetesinde yayımlanan Hz. Peygambere hakaret eden 12 karikatür daha sonra 10 Ocak 2006’da Norveç’te Fransa’da ve Hırvatistan’da yayımlandı. 11 Eylül sonrası Batı kamuoyunda İslam’ın ve Müslümanların imajlarının bu denli tahrip edilmesinin temel nedeni batı dünyasının İslam ve Müslümanlarla ilgili sahip olduğu tarihsel yanlış anlamalar, önyargılar ve çatışmayı Müslüman dünyayla ilişkilerde tek yol olarak gören bazı çıkar gruplarının menfaatleridir.
Batılıların İslam ve Müslümanlarla ilişkilerinin tarihine baktığımızda temelde iki tür yaklaşımın söz konusu olduğunu görürüz:
Çatışma ve karşı karşıya gelme: Bu yaklaşım İslam tarih sahnesine çıkmasından çok kısa bir süre sonra 8.yüzyılda Hıristiyanlar tarafından ayrı bir din değil sapkın bir Hıristiyan mezhebi olarak kabul edilmesiyle tarih sahnesine çıkmıştır. Bu yaklaşım sahipleri İslam dinini Hıristiyan dünyaya yönelik teolojik ve siyasi bir tehdit olarak gördüklerinden onun tarih sahnesinden silmek için ellerinden geleni yapmışlar ve yapmaya da devam etmektedirler.
Uzlaşma ve Birlikte Yaşama: Batı ve İslam dünyasının birbiriyle çatışması ve karşı karşıya gelmesi fikrine karşı bu iki dünyanın birbiriyle uzlaşarak birlikte barış içinde yaşaması fikrine dayanan bu yaklaşım 20.yüzyılın ikinci yarısından sonra batı dünyasında gittikçe revaç bulmaktadır. Bu görüşü savunanlara göre İslam dünyası da tıpkı Yahudi ve Hıristiyanlık gibi İbrahimi geleneğin bir parçasıdır. Bundan dolayı İslam dünyası düşman değil kardeş bir medeniyet olarak kabul edilmelidir.
Prof. Dr. Mahmut AYDIN
OMÜ. İlahiyat Fakültesi
Dinler Tarihi Öğretim Üyesi
Tarih: 2009-11-05 09:38:57
135 okundu