Türk Tarih Felsefesi Bekir DURUSOY

KİTABIN ADI : Türk Tarih Felsefesi
KİTABIN YAZARI : Mehmet Niyazi
YAYINEVİ VE ADRESİ : Ötüken Neşriyat A.Ş.
BASIM TARİHİ : 2008
KİTABIN SAYFA ADEDİ : 319
KAÇINCI BASKI : 1. Baskı
KİTABIN KONUSU : Tarih Felsefesi; tarih biliminin, düşünme ile ele alınarak, bir milletin tarihi gelişmesi, başarıları ve zaaflarının sebeplerinin araştırılması olarak tanımlanmıştır. Kitapta; tarih felsefesinin Türkler bakımından önemi, tarih felsefesinin tarih bilimine etkisi, Türklerde tarih felsefesi, Türklerin tarih anlayışı, Türk tarihinin yazılmasındaki güçlükler, Türk tarihini zorlaştıran sebepler, Türk tarihini etkileyen önemli unsurlar ve Türk tarihinin dinamikleri başlıkları altında her bir başlık ayrı birer konu olarak ele alınmış ve bu konulara ilişkin tespitlere yer verilmiştir. Türk tarihine, milli tarih şuuru açısından bakan, okuyan herkesin tarih ve özellikle Türk tarihi hakkında doğru bilgi ve doğru bakış açısı kazanması için faydalı olacağı düşünülmektedir. Okuyan her insanın zevk alacağı, hatta çok sevdiği bir arkadaşına hediye edebileceği güzel bir kitaptır.
KİTABIN ÖZETİ
Mehmet Niyazi (Özdemir) 1942 yılında Sakarya Akyazı’da doğdu. Günümüz Türk yazar ve düşünürüdür.
Yazar, ilk ve ortaokulu Akyazı'da okudu. Lise öğrenimini İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde tamamladı. Daha sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi ve 1967 yılında mezun oldu. O zamanlar hukuk fakültesinde takıntısız olarak üçüncü sınıfa geçenler, dekanlığa müracaat edip, izin alarak edebiyat fakültesinin herhangi bir bölümüne devam edebiliyorlardı. Bu imkândan faydalanarak Edebiyat Fakültesinin Felsefe bölümünden de sertifika aldı. Mezuniyetini takiben devlet felsefesi sahasında doktora yapmak için Almanya'ya gitti.
Brilon'daki Goethe Enstitüsü'nde Almanca öğrendi. Marburg Üniversitesi'ne intisap ederek burada Prof. Dr. Ditrich Pirson'un yanında "Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler" konulu doktorasına başladı. Uzun yıllar Almanya’da oturdu. 1988 yılından beri Türkiye’de ikamet etmektedir. Tercüman ve Zaman Gazetelerinde yazdı. 1987 yılından beri de ilk başta haftada üç gün, sonraları haftada bir gün Zaman Gazetesinde yazmaktadır. Ayrıca; makaleleri Genç Akademi, Nizâm-ı Âlem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde, kimi zaman da Batı dergilerinde yayınlanmakta.
Mehmet Niyazi, tezli romanlarıyla tanınan bir yazar ve düşünürdür. Eserlerinde millî konuları işlemeyi şiar edinmiştir. Fikrî eserlerinde ise Türkiye’nin sosyal yapısı üzerine görüşlerini açıklar.
Eserleri: Varolmak Kavgası, Bayram Hediyesi, İki Dünya Arasında, Ölüm Daha Güzeldi, Yazılamamış Destanlar, Çanakkale Mahşeri, Dâhiler ve Deliler, Daha Dün Yaşadılar, Yemen Ah Yemen, İslam Devlet Felsefesi, Millet ve Milliyetçilik, Türk Devlet Felsefesi, Türkiye'nin Meseleleri-I, Türkiye'nin Meseleleri-II, Medeniyet Ülkesini Arıyor, Medeniyetimizin Analizi ve Geleceği, Millet ve Türk Milliyetçiliği.
Milletler, insanlığın kökleridir. Kültür ve medeniyet üreten birimlerdir. Her millet takati ölçüsünde insanlık medeniyetine katkıda bulunur. Tarihi gerçeklerin tespiti son derece zordur. Kesinlikle geçmiş eksiksiz gün ışığına çıkarılamaz fakat yinede elden geldiği kadar aydınlatılmalı. Ne ölçüde aydınlatılırsa, milletçe o ölçüde sağlıklı hafızaya sahip olunabilir.
Tarih bilimi özellik itibarıyla;
-Birinci tarz tarih; daha çok yazının insanlığın hayata girmesinden önceki yaşanmış olayların dilden dile aktarılması-hikâye tarzı denir-bir hakanın, halk kahramanının, bir zümrenin yaptıklarını, yaşadıklarını gelecek nesillere nakleden tarz, bu tarz bir milletin teşekkülünde önemli rol oynar. Türklerde; Oğuz, Ergenekon Manas, batıda Kalevela destanları gibi.
-İlmi tarz tarih ise kaleme alınan tarihtir. Bu tarz tarih de kendi içinde üçe ayrılır. Heredotos, Thoukydides vb. tarihçilerin yaptığı gibi yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını yazdığı tarih. Olayları vesikalar çerçevesinde değerlendiren tarih ve yazılmış kitapları, kaynakları kullanan tarih. Aslında yaşadıklarını, gördüklerini ve duyduklarını yazanlar tarihçiden çok vakanüvistirler.
Tarih, insani (sosyal) bir bilim olduğundan sosyoloji, psikoloji, hukuk, iktisat, antropoloji, mitoloji, coğrafya, edebiyat vb. bilimlerle çok yakından ilgilidir. Tarih ile coğrafyanın birlikte ele alınmasından “Tarihi Coğrafya” doğduğu gibi tarihin, felsefe ile ele alınmasından da “Tarih Felsefesi” doğmuştur. Bir fert veya toplumu tanımak; dinini bilmekle başlar. Bütün sosyal bilimlerin anahtarı teolojidir. Zira fert veya toplumun tavır veya davranışlarında din asli unsurdur. Tarihi oluşturan etken telakki; zihniyetlerdir.
Dünyaya gelen insanın şahsiyeti, içinde büyüdüğü toplumun özellikleri ile oluşur. Bu özelliklerin kökü de o toplumun zihniyetinden gelir. Tarih ve zihniyet birbirinden ayrılmayan iki kavramdır. Tarihi bilmek için önce o dönemin zihniyetini bilmek gerekir. Zihniyet denilince din, değer yargıları, gelenekler vb. anlaşılır. Zihniyet kültürden kültüre değişebilir. Tarihi olayların içinde devamlı yorum gizlidir. Yorum köklerini zihniyette bulan değer yargılarının ürünüdür.
Tarihi bir olayın gerçekleşmesinde mutlaka bir sebep vardır. Özellikle Aristolateles sebebin üzerinde çok durmuştur. Tarihi olaylar sebep-sonuç ilişkisiyle zincir oluşturur. Sebep öznenin gerçek niyetini ele vereceği için bahanelerle örtmeye çalışılır. Bundan dolayı tarihçi olmayanlar veya sıradan tarihçiler sebeple bahaneyi karıştırırlar. Tarih felsefesi, tarihi bir olayda hangi sebebin doğrudan etkili olduğunun tespitinde önemli rol oynadığı gibi, neyin sebep, neyin bahane olduğunun anlaşılmasını sağlar. Bu bakımdan Tarih felsefesinin tarih bilimine önemli bir etkisi olmuştur.
Tarih felsefesini ilk ele alan İbn Haldun’dur. Tarih Felsefesi tabirini ilk kullanan da Voltaire’dir. Tarih felsefesi nosyonundan mahrum bulunanlar, olayların sathında kalır, gerçek sebeplere inemezler. Mesela II. Dünya savaşının başlaması; Almanya’nın başına cahil, ihtiraslı, cani bir diktatörün gelmesi ile açıklanır. Hâlbuki gerçek hiçte öyle değildir. I. Dünya savaşından yenilgi ile çıkan Almanlar açlık, yoksulluk içinde kıvranıyor, çaresiz olarak kaldırımda yatıyorlardı. Terörden ve keşmekeşlikten bıkmışlardı. Böyle bir dönemde iktidara gelen Hitlerin ekonomik hayatı derleyip toparlaması, Almanya’nın dev sanayisinin dünya pazarında ağırlığını hissettirmesi ikinci bir dünya savaşını kaçınılmaz kılmıştır.
* * *
Tarih Felsefesinin Türkler Bakımından Önemi:
Kabaca da olsa dahi insanlığın bilinen iki bin yıllık döneminde Türkler; Osmanlılar, Selçuklular, Cengizliler, Karahanlılar, Gazneliler, Babür İmparatorluğu, Uygurlular, Göktürkler, Hunlar gibi tarihe yön veren devletler kurmuşlar. Dünyanın en çetin şartlarında, nüfus bakımından en dezavantajlı bölgelerinde tarih sahnesine çıktıkları halde iki bin yıllık uzun zaman diliminde bir Türkler, bir de diğerleri vardı. İnsan denizi olan Çin, çevresindeki milletleri yutarken, Türklerin varlıklarını koruması olağanüstü bir durumdur. Pek çok milletin rahatı seçmesine karşılık Türkler, bekalarının beklediği hiçbir fedakârlıktan kaçınmadılar. Yerleşik hayatın gerekli gördüğü özellik ve bilgilere sahip olmalarına rağmen Çin’in egemenliğine girmemek için bozkırda göçebe hayatını sürdürdüler. İmkân buldukça Çin’e saldırdılar. Zorla karşılaşınca da Asya’nın derinliklerine çekildiler.
Türkler sadece askeri ve siyasi başarıları olan bir millet değildir. Taç-Mahal, Süleymaniye, Selimiye, Sultanahmet, Drina Köprüsü gibi sayısız eser yaptılar. Bilim ve kültürde, Yusuf Has Hacip, Mevlana, Yunus Emre, İbn Sina, Farabi, Harezmî gibi insanlığın gidişatını etkileyen beyinler yetiştirdiler.
Geçmişten ders ve ibret almak, olayların sebeplerini tespit etmek arzusu çok eskidir. Türk Destanlarında da bu gerçek açıkça görülmektedir. Oğuz Kağan Destanında, Oğuz Kağan’ın yanında Uluğ Türk adında aksakallı, boz saçlı, çok akıllı bir ihtiyarla karşılaşılır. Bu, tecrübenin, bilginin devlet-millet hayatındaki önemini anlatmaktadır. Oğuz Kağan gücü, yanındaki ihtiyar bilge de tecrübeyi ve aklı temsil etmektedir. Güç, akıl, bilgi ve tecrübenin bir araya gelmesi ile bir millet mutlu olabilir.
Ergenekon Destanında da tarih felsefesi ile ilgili dikkat çekici hususlarla karşılaşılır. Düşmanları, Göktürkleri yenmek için hileye başvurdular bu, millet hayatındaki gafletin ne kadar vahim sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Kurultay ve istişare de devlet hayatında vazgeçilmez birer unsurdur. Kürşat İhtilali de ibretlerle doludur. Türklerde devlet bilhassa devletin başı çok önemlidir. Devletin başsız kalmasının ne büyük felaket olduğunu Çin Hükümdarını esir etmeyi planlayanlar gayet iyi biliyorlardı. Kürşat ve arkadaşları öldüler fakat bir milleti dirilttiler. Bir milletin hayat kaynağı fedakârca ölen evlatlarıdır. Göktürk (Orhun) Kitabelerine bir göz atıldığında Türklerin nasıl bir tarih felsefesine sahip olduğu müşahede edilir. Aslında bu kitabeler bir tarih felsefesinin ürünüdür. Bu kitabelerin felsefesi bu günde geçerliliğini korumaktadır.
Türkler Müslüman olduktan sonra mukaddes kitaplarında (Kuran) tarihten ders almanın önemine işaret eden ayetlerle karşılaştılar. Müslüman olduktan sonra Türklerin telakkileri, hayata bakışları belli oranda değişti. Mekke ve Medine’den gelen ruhla buluştu, ona göre mahiyet aldı. Dede Korkut Hikâyeleri Türklerin ruh portesini ortaya koymaktadır. Dede Korkut Hikâyeleri; okuyana, dinleyene hikmetler kazandırmaktadır.
Milletlere güç veren en önemli kaynak bilimdir. Türk tarihini etkileyen iki önemli unsur; Türklerin bilimde geri kalması ve Türkiye coğrafyasında stratejik maddelerin eksikliğinin (Ekonomik hayatın can damarı Kömür ve Demir’in olduğu dönemde bu madenler bakımından Osmanlı toprakları fakirdi.) yaşanmasıdır
* * *
Türk Tarihinin Dinamiklerinden Bazıları:
1-Kader Türkleri, insan denizi olan Çin’in yanı başında tarih sahnesine çıkardı. Çinliler milletleri yok ederken Türklerin kendini koruyabilmesi önemli bir olaydır.
2-Türkler bozkırda gün ışığına çıktılar.
3-Türklerin göçebeliklerinden ileri gelen hareketli hayatları onları tarihin karanlık devirlerinde çok değişik kavimlerle karşılaştırdı. Böylelikle Türklerde ciddi boyutlara ulaşan hoşgörü oluştu.
4-Türk toplumu ve ailesinde disiplin ve düzen hayatta kalmanın tek şartı idi.
5-Türklere büyük devlet kurma yeteneğini veren sadece göçebe hayatları değildir. Mensubu olduğu dinleri motive edici idi.
6-Türkler devlet başkanlarının bilgili ve cesur olmalarına çok önem verirler.
7-Türklerin telakkilerine göre milli hayatın, ferdi hayatla mukayese edilemeyecek kadar değerlidir.
8-Yüksek ahlaklılık Türklerin göze çarpan bir özelliğidir.
9-Geçmişlerine son derece bağlı olan Türkler, yeniliklere de alabildiğine açıktır.
10-Türkler Müslüman olduktan sonra eski telakkilerinden, yeni inançlarıyla çatışmayanlarını İslami renge büründürerek sürdürmüşlerdir.
11-Tarihi savaşlarla dolu olan Türkler ne gariptir ki barışçıdırlar.
12-Türklerin anlayışında devletin çok farklı bir anlamı vardır.
Copyright © TÜRK OCAKLARI GENEL MERKEZİ Tüm hakları saklıdır. Yayınlanma:: 2009-11-05 (506 okuma) [ Geri Dön ] |