Ana SayfaARŞİVSöyleşilerNecati Gültekin İle 27 Mayıs Üzerine

Necati Gültekin İle 27 Mayıs Üzerine

SÖYLEŞİ: Serdar Sağlam, Fahri Atasoy

Türk Yurdu Mayıs 2009 Cilt: 29 | Sayı : 261

Necati Gültekin 12 Eylül Darbesinde MHP’nin genel sekreteri, emekli general ve son olarak Sadi Somuncuoğlu’nun aktif siyasete girdiği 1995 yılında kısa süreli Türk Ocakları Genel Başkanlığı görevini yürüten bir Türk milliyetçisi olarak tanınır. Fakat Gültekin Paşanın bilinmeyen yönlerinden birisi 27 Mayıs dönemindeki rolü ve faaliyetleridir. 27 Mayıs Darbesinde orduda Havacı Binbaşı olarak görev yapmakta olan Gültekin Paşa, Menderes ve arkadaşlarının Kütahya’da yakalanması operasyonunda yer almıştır. Ordunun sivil iktidara karşı yaptığı darbede özellikle başbakanın yakalanmasında yer alan Gültekin tarihe yakın şahitlik yapan önemli kişilerden birisidir. Generalliğe kadar yükselip emeklilik sonrası MHP’den siyasete giren ve 12 Eylül darbesinde aynı muameleye maruz kalan Gültekin Paşanın şahitliği bir kat daha fazla anlam kazanıyor. Bunun için Türk Yurdu dergisi olarak bu döneme ışık tutmak istedik. Bu şahitliğin sohbete yansıyan satırlarını bu sayımızda sizlere sunuyoruz.

- Sayın paşam biz sizi kamuoyunun büyük çoğunluğu gibi 12 Eylül öncesi MHP milletvekili olarak tanıyoruz. Fakat bu tanınma genelde çok eksik kalıyor. Kısaca okuyucularımız için kendinizden söz eder misiniz? Necati Gültekin kimdir?

- Ben emekli hava generaliyim. 12 Eylüle kadar da MHP Ankara milletvekili olarak Mecliste görev yaptım. Çankırı doğumluyum. İlköğretimi Bolu’da tamamladım. Babam orada tarih öğretmeniydi. Lise öğretimine Kastamonu’da devam ettim. Son sınıfa geldiğimde 2. Cihan Harbi Başladı. Almanların ilerleyişi karşısında gençler arasında hareketlenmeler başladı. Almanlar bir taraftan Kırım’a, bir taraftan Balkanlara kadar geldiler. Türkiye’ye de gelmek üzere olduğu düşüncesi yaygınlaşmaya başladı. Şehirler boşalıyor, askerler intikal ediyorlar. Türkiye harbe girerse biz ne yaparız düşüncesi herkeste oluştu. Kurtuluş Savaşı günleri hatırımıza geldi. O dönemde askeri liselerdeki talebeler cepheye gitmişler ve cephede görev almışlar. Öyleyse biz de benzeri şekilde görev almanın yollarını aramamız lazım. Aksi takdirde bu yaşta bizi askere almazlar. Biz birkaç arkadaş böylece son sınıfta Kuleli Askeri Lisesine gittik. İmtihana girdim ve iyi bir derece ile kabul edildim. Böylece 1940 senesi temmuz ayında askeri lise son sınıfına girdim. 1942 senesi Ağustos ayında subay olarak göreve başladım. Bu kısa süre içinde lise son sınıf ve harbiye eğitimi bitmiş oldu. Harp okulunda havacı olarak seçildim. O zaman havacı olacakların bütün dersleri İngilizce idi. Mezun olduktan sonra İngiltere’ye gönderildik. Savaş nedeniyle yollar kapalı olduğu için bizim yolculuğumuz 3,5 ay kadar sürdü. Harp Okulundan 190 kişi mezun olduktan ve İngiltere’deki eğitimden sonra 40 kişi pilot olarak Türkiye’de göreve başladık. Ben İzmir’e tayin oldum. O zamanların meşhur uçağı “Splitfire”ler ile uçuyorduk. İzmir’den sonra Balıkesir, Kütahya, Diyarbakır gibi muhtelif kıtalarda görev yaptım. Amerika’ya jet uçuş okuluna gittim. Geldikten sonra yüzbaşılığımın sonuna kadar 6 sene jet öğretmenliği yaptım. Bu arada istihbarat okulunu da bitirdim. Binbaşı olarak Eskişehir’de 1. Taktik Hava Üssünde istihbarat subayı olarak görev aldım. Zaten 27 Mayıs Darbesi yapıldığında oradaydım.

-Bizim üzerinde konuşmak istediğimiz konu zaten 27 Mayıs Darbesi idi. Siz bu dönemde Eskişehir’de istihbarat subayı olarak görev yapıyordunuz. Darbenin yapıldığı gece Başbakan Menderes Eskişehir’deydi ve bütün gözler de buraya çevrilmişti. Siz Darbenin yapılacağını biliyor muydunuz? Ülkeyi Darbeye götüren süreç neydi?

- Eskişehir’de ben istihbarat subayı binbaşıydım. Aynı zamanda protokol subayı olarak da görev yapıyordum ve şehrin sivil yöneticileri ile ilişkilerim iyiydi. Şehirde neler olup bittiğinden haberim olurdu. 26 Mayıs günü başbakan Adnan Menderes Eskişehir’e gelmişti. Akşam burada kalacaktı. 27 Mayıs gecesi darbe yapıldı ve Menderes burada bulunamadı. Hemen bir hareketlenme başladı. Herkes Menderes’i kovalama veya yakalama çabasına girişti.
Biz Darbeden haberdar değildik. Hatta 27 Mayıs sabahında Darbeyi kimin yaptığını tam olarak bilmiyorduk. Bu sürece gelinmesi ise tesadüfî değildi. Ülkedeki gelişmelerden Darbenin gelmekte olduğunu hissediyorduk.

-Bunu askeri ortamın hareketliliğinden mi hissediyordunuz? Yoksa ülkenin genel durumundan mı hissediyordunuz?

- Hareketlilikten anlıyorduk. İçeride ciddi hareketlenmeler vardı. Hatırlarsanız 27 Mayıstan önce bir 11 subay hareketi olmuştu. Samet Kuşçu diye bir yüzbaşı arkadaş ihbarda bulunmuştu. 11 subay tutuklanmıştı. O zamanlar sivil iktidara karşı büyük bir reaksiyon vardı. Halk arasında subaylara gazozcu deniyordu. Karşılıklı rahatsızlıklar vardı. Bir şeyler olacağı seziliyor ama nasıl ve ne zaman olacağı herkes tarafından bilinmiyordu. Ancak Milli Birlik Komitesindekiler biliyordu.

27 Mayıs sabahı, üst katımızda oturan yüzbaşı arkadaş uyandırdı beni. Askeri darbe olduğunu ve ortalığın karıştığını o söyledi, benim öyle haberim oldu. Ben hemen arabaya atladım, doğru meydana gittim. Sabahın erken saati. Orada da bir telaş var. Darbeye katılan arkadaşlar Eskişehir’e gelmiş vaziyetteler ve Hava Kuvvetleri karargâhındalar. Fakat Adnan Menderes’in kaçmış olduğu anlaşıldı. Kimse ne olduğunu bilmiyordu. Nereye gittiği, nasıl gittiği bilinmiyordu. Bu arada Muhsin Batur beni çağırdı ve “Necati Kütahya’ya gideceğiz” dedi. Muhsin Paşa ile birlikte Binbaşı Biltan idaresindeki C-47 tayyaresi ile Kütahya’ya gittik. Ama Adnan Menderes’in yanında kim var, nasıl bir durumda bilmiyoruz. Elimizde sadece beylik tabancalarımız var. Uçağa giderken iki genç subay gördük. Ellerinde sten tabancalar vardı. Hemen onları da yanımıza aldık. Tayyareye bindik ve Kütahya’ya gittik. Havaalanına indiğimizde sıra halinde süngülerini takmış askerler bekliyorlardı. Tuhaf bir durum. Biz uçaktan inmeden önce uçak pilotları Mehmet Ali Biltan ve Erdoğan diye iki yüzbaşı arkadaşımıza ben talimat verdim. “Biltan, biz gidiyoruz ama ne olup ne bittiği hakkında bir bilgimiz yok. Belki bizi de alırlar. O bakımdan siz vaziyeti tetkik edin. Tayyareden ayrılmayın. Eğer bizim gelmediğimizi görürseniz tayyareyi yakın” dedim. Oradan karargâha gitmeden önce Kütahya’daki er eğitim birliğinde havacı bir albay arkadaşımız vardı. Onu arayıp sorduk “neredeler” diye, “benim odadalar” dedi. “Ne yapıyorlar” dedik, “çay – kahve içiyorlar ve bir yerlere telefon ediyorlar” dedi. “Peki, tecrit ettiniz mi?”, “Yok etmedik.” “Silahlarını aldınız mı?”, “Hayır almadık, siz alın” dedi. Biz böylece Menderes’in bulunduğu karargâha vardık. Polisler oradaydı. Biz kendilerine “İdareye asker el koymuştur, silahlarınızı teslim edin dedik. İki gaz tenekesi silah toplandı.

Adnan Menderes Eskişehir’den çıkarken Yurdiçi Bölge Komutanlığı’na uğruyor. Eskişehir’e 26 Mayısta geldiği zaman Adnan Menderes’i karşılayanların Askeri Havaalanı meydanına girmesine izin verilmedi. İzdiham olur endişesiyle halk nizamiyenin dışında bekletildiler. Gelen heyeti askerler karşıladı. Menderes kendisini karşılayan subayların ellerini sıktı. Ben de bu sıranın en sonunda karşılayanlar arasındaydım. Hatta gazetelere benim de Menderes ile fotoğrafım çıkmıştı. Menderes sonra arabasına binerek nizamiyeye doğru hareket etti. Bu yol üzerinde bir grup subay dizilmiş vaziyetteydi. Menderes bunların kendisini karşılamaya geldiklerini sandı. Selamlamak için arabasını yavaşlattı. Fakat o arabasından inerken subaylar arkalarını dönüp gittiler. Bu askerlerin resmen protestoydu.

-Askerler Menderes’e karşı tepkilerini açıkça gösterdiler yani. Peki, daha önce de benzer protestolar görülüyor muydu?

- Hayır, hayır. Daha önce böyle şeyler duymamıştık. Bu gözlerimizin önünde ilk defa oluyordu. Genelde bir hoşnutsuzluk vardı. Konuşmalarda bu dile getiriliyordu. Neyse Menderes bu protestodan sonra Eskişehir’de kendisini bekleyen halkın yanına gittiğinde taraftarları kurbanlarla karşıladı. Yol üzerinde çok sayıda kurban kesilmişti. Sonradan bir baktık mezbahanın arabası hayvanları toplamaya başladı. Demek ki o gün mezbahada kesilecek hayvanlar kurban gibi sokakta kesilmişti. Menderes o akşam Şeker Fabrikasında verilen ziyafete katıldı. Bu ziyafete havacı subaylar da davetli. Fakat kısa bir müzakereden sonra subaylar katılmamaya karar verdi.

- Gitmeme kararı üst kademenin emriyle mi oldu, yoksa alt kademedeki subaylar mı gitmek istemedi?

- Kimse gitmek istemedi. Üst kademenin bir zorlaması olmadı. Tepeden emir gelmeden “gitmeyelim” diye biz kararlaştırdık. Ve gidilmedi. Yemek başlıyor, havacılardan kimse yok. Yalnız Hava hastanesine haber ulaşmamış ve oradaki havacı doktorlar gidiyorlar. Bunların içinden bir yarbay doktor masadan bir çiçek alıyor, Adnan Menderes’e gidiyor ve yanaklarından öpüyor. O gece hava kuvvetlerinin Adnan Menderes’e gösterdikleri sempati bundan ibaret. Ertesi gün bu yarbay arkadaş bundan dolayı sorguya çekildi, niye bunu yaptın diye. O zamanki askerin havası buydu.

- Askerlerde Menderes’e karşı ciddi bir tepki zaten doğmuş ve kendiliğinden yayılmış. Bu anlattıklarınız manzarayı bize net olarak gösteriyor.

- Tekrar Menderes’in Eskişehir’den ayrılışına dönecek olursak, Menderes ve ekibi ihtilal sabahı Yurdiçi Bölge Komutanlığı’na uğruyor. Yurdiçi Bölge Komutanı tuğgenerali yanlarına alıyorlar. Birtakım askerle cephaneliğe uğrayıp cephane alıyorlar. Kütahya’ya o şekilde geliyorlar. Biz Kütahya’ya geldiğimizde polislerden silahlarını aldığımızda onlar karargâhın bulunduğu hangarın içerisindeler. Biz yukarı kata komutanlık odasına çıktık. Menderes ve arkadaşları içerdeler. Muhsin Batur “Milli Birlik Komitesi idareye el koymuştur, sizi emniyetle Eskişehir’e götüreceğiz” dedi. Menderes “peki kimler bunlar” dedi, Muhsin Batur “bilmiyoruz efendim” dedi. Menderes “peki benim suçum nedir?” diye sordu. Muhsin Batur “size suç izafe etmiyoruz” dedi. Bu arada odanın telefonu çaldı. Hasan Polatkan telefona gidiyordu ama ben ondan daha atik davrandım, gittim telefonu aldım. Kendimi tanıtmadan “buyurun” dedim. Karşıdaki ses “efendim Konya’dan tayyare geliyor” dedi. “Anlaşıldı” dedim ve telefonu kapattım. Muhsin Paşaya (o dönemde grup komutanı albay) gittim, “hemen kalkalım efendim” dedim. Biz onları aldık, tayyareye geldik ve Eskişehir’e hareket ettik. Eskişehir’e vardığımızda bizi tayyareden indirmediler. Etrafımızı askerler çevirdi.

- Tayyarede kimler vardı? Kimlerle birlikte Menderes’i getiriyorsunuz?

- Tayyarede Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Tahsin Yazıcı (Kore gazisi DP milletvekili) ve biz varız. Eskişehir’den ilk hareket ettiğimiz ekip var. Biraz sonra Nevzat Gökeri diye bir tuğgeneral, kendisi Hava Savunma Komutanıydı, uçuşlar için Eskişehir’e gelmiş. Onu bekliyormuşuz meğer. Geldi, tayyareye bindi ve doğrudan doğruya Ankara’ya hareket ettik. Adnan Menderes yine soruyor: “kim bunlar” diye, biz de bilmiyoruz. Bizim de bildiğimiz Milli Birlik Komitesi, onu da radyolardan öğrendik. Böylece Ankara’da Güvercinlik meydanına indik. Güvercinlik meydanı Harbiyeli talebelerle dolu. Hemen tayyarenin etrafını aldılar, başladılar alkışlamaya. Evvela Menderes’e yardımcı olan Yurdiçi Bölge Komutanı indi. Bir alkış başladı ama birisi “O, Adnan Menderes ile beraberdi” diye seslendi. Hemen onu tuttular cipe koydular. Oradan ben Hava Kuvvetleri Komutanlığına telefon ettim. “Efendim havada tayyare var mı? Konya’dan bir tayyare geliyor mu” dedim Şahap Paşaya. Şahap Metel paşa bizim kuvvet komutanlığından ayrıldı ve beni de çok severdi. Şahap Paşa “Yok Necati, şimdi Cemal Gürsel paşa İzmir’den geliyor” dedi. Bizim yapacak bir şeyimiz kalmamıştı ve oradan Eskişehir’e geri döndük.

- Şimdi siz bu Darbede pilot olarak mı bulundunuz? Anladığım kadarıyla tayyarenin pilotları zaten vardı.

- Hayır, hayır. Ben istihbarat subayı olarak Muhsin Batur ile birlikte görev yaptım. Menderes’i Kütahya’dan alıp, Ankara’ya teslim ettik ve bizim görevimiz bitti. Oradan Eskişehir’e geri döndük ve tekrar Kütahya’ya gittik. Doğrudan postaneye vardık. Oradan Menderes’in görüşme yaptığı yerlerin fişlerini aldık. O zamanlarda telefon görüşmeleri otomatik santral olmadığı için memurlar tarafından bağlanır ve ufak ufak renkli fişlere yazılırdı. O fişleri topladım ben. Baktım Adnan Menderes 6–7 valiyle konuşmuş. Onları tespit ettikten sonra tekrar Eskişehir’e döndüm. Benim Adnan Menderes ile ilgili hatıram bu kadar. Bir de Eskişehir’de olan milletvekillerini gözetim altına aldık. Yassıada’ya gitmeden önce ifadelerini aldık. İstanbul’a gönderdik.

- Bu anlattıklarınız bence çok önemli. Türkiye’nin bir dönemine ışık tutacak şahitliklerin gün ışığına çıkmasını sağlıyorsunuz. 27 Mayıs Türkiye’nin en kritik dönemlerinden birisi oldu. Hala üzerinde tartışmalar devam ediyor. Ortada doğru bilgi olmazsa söylentiler çoğalıyor. Mesela Menderes Kütahya yolunda çalı diplerine saklanırken yakalandı gibi dedikodular yayılmıştı.

- Menderes’in yakalanmasında ve Ankara’ya teslim edilmesinde biz vardık. Olaylar anlattığım şekilde gelişti. Bunlar benim anlatımımla başka bir yerde de yayınlanmadı. İlk olarak size, Türk Yurdu’na anlatıyorum. O zamanlar yakalanma süreci ile ilgili detaylı bir rapor hazırladım ve Milli Birlik Komitesi’ne gönderdim. Bende kalan bir kopyası ve Menderes’in telefon görüşme fişleri İstanbul’daki evimin garajında su bastığı için kullanılamaz hale geldi. Elimde belge de kalmadı.

- Paşam Eskişehir’de milletvekillerini sorguladığınızı söylediniz. Neler sordunuz? Ankara’dan sorgu için, neler sorulacağı konusunda bir talimat geldi mi?

- Adnan Menderes Eskişehir’e niye geldi, ne yapacaktı gibi sorular sorduk. Kimliklerini tespit ettik. Çok detaylı bir sorgulama değildi. Bunların içinde mesela Sivrihisar’lı bir milletvekilini hatırlıyorum. Soyadı Çürük olan milletvekili, yaşlı. Bir geldi her tarafı titriyor. Korkmuş, heyecanlanmış. Bir o bir de emniyet müdürü vardı. Konuşamıyorlardı. Çürük yemek bile yememiş. Gözaltında perişan olmuş. Ben tost falan yaptırdım, berber gönderdim, traş ettirdim. Sonra da zaten Yassıada’ya götürüldüler.

- Sorgu esnasında Ankara’dan talimat falan gelmedi anlaşılan.

- Şimdi şöyle: 27 Mayısta kimin ne yaptığı belli değildi. Herkes bir şeyler yapmak istiyor. Neye yapışabilirse onu yapıyor. Bu arada istenmeyen durumlar da çok oldu. Milli Birlik Komitesinin dahi kimlerden oluştuğu belli değildi. Eskişehir’e emir verecek kimse yok. Cemal Gürsel bile Darbe yapıldıktan sonra başa getirildi. Bir de radyo konuşmasını yapan Türkeş için komitenin güçlü adamı bu dediler.

- Cemal Gürsel’in de sonradan Darbeye dahil edildiği iddiaları var. Darbenin başında olsaydı Ankara’da bulunması gerekirdi.

- Cemal Gürsel başlangıçta Darbenin içinde değil ama teşvik edicileri arasındaydı. Tamamen dışarıdan getirilmiş değildi. İzmir’de emekliliğini bekliyordu. Kendisine izin verilmişti. Hükümete bir mektup yazdı. Ben Kara Kuvvetleri Komutanlığından istifa ediyorum dedi. Hükümetle ters düştüğü için gitmişti.

- Darbeden sonraki dönem de önemli. Siz bir subay olarak bu süreçte yaşananları gözlemliyorsunuz. Darbeye giden süreçte DP yönetimini gözlemliyorsunuz. Darbeden önceki dönemi değerlendirebilir misiniz? Darbeye sebep olacak süreç nasıl gelişti?

- Şimdi efendim Darbeden sonra herkes Darbeciydi. Buna karşı gelen, ya bu nereden çıktı diyen yok. Çünkü Darbe olmadan önce şartlanmıştık. Bu Demokrat Partinin memleketi iyi yönetemediğini, felakete götürdüğünü, Anayasayı değiştirdiğini hepimiz kabul etmiştik. Mesela rivayetler kulaktan kulağa yayılıyordu. Gençleri öldürüyorlar, kıyma makinesinde kıyıyorlar.

- Bu tür rivayetlere insanlar gerçekten inanıyorlar mıydı?

- Bu dedikodular o kadar yoğundu ki beyinlere işleniyordu. Öldürülen gençler Konya asfaltının altına gömülüyor diye. Bunlara inanmasak da zihinlerde karışıklığa sebep oluyordu. Biz de ne oluyor diye anlamaya çalışıyorduk. İnanmak meselesi değil. Fakat ne oluyor diye bakılıyor. 27 Mayıs olur olmaz millette bir heyecan var. Eski demokrat partili olanlar, onu tutanlar veyahut DP’nin içinde olanlar. Onlar dahi, kimisi yön değiştirdiler, buna karşıymış gibi bir pozun içine girdiler. Milletin bu DP’den biraz canı yanıktı. Şu bakımdan: İstenmeyen olaylar oluyordu. Mesela tayinler. Birisinin tayini mi yapılacak, o zamanın DP il – ilçe başkanı alıyor yanına yöneticilere baskı yapıyor, “bunun tayinini yapın” diye. Yapılmazsa canına okuyorlar. Yani böyle bir durum var. DP ocak-bucak teşkilatlarını kurduktan sonra “Biz her şeyi yaparız, Biz her şeyin doğrusunu biliriz” gibi bir duyguya kapıldı. Bugünkü gibi. Allah göstermesin. DP kurulduğu zaman millet alkış tutmuştu, fakat son zamanlarda bu duruma geldiler. İlk zamanlarda askerin de bir tepkisi yoktu. “Her şeyi biz biliriz, biz yaparız.” düşüncesi tepkilerin büyümesine sebep oldu. Ordu CHP’ye ve İnönü’ye karşı sempati ve bağlılık duyardı. Çünkü İnönü Atatürk’ün milli mücadele arkadaşıydı. İnönü DP’ye karşı son zamanlarda şiddetli muhalefete başlamıştı. Meşhur sözü “Sizi ben bile kurtaramam” askerlere olan güvenindendir. “Uygun düşerse ihtilal meşru olur” sözü de o dönemde İnönü’ye aittir. DP’liler de İnönü’ye çok sert davrandılar. Zıtlaşma çok arttı.

- Darbe yapıldığında Türkeş radyodan ilk konuşmayı yapan kişi olarak ön plana çıktı. Benim merak ettiğim Türkeş ile sizin ilişkiniz nedir? Sonradan Türkeş’in partisinde milletvekilliği yaptınız.

- O dönemde ben Türkeş’i hiç tanımıyorum. Türkeş hakkında fazla bir bilgim yoktu. O süreçte herhangi bir irtibatımız yoktu. Askerliğimin son senelerinde bizim hanım Türkeş’in hanımı Muzaffer Hanımla bir dostluk peyda etti. Bizim hanım çok girgindi. Bir şeyler gördüğünde mutlaka ilgililere duyurmak isterdi. Bazı konuları Türkeş’e duyurmak için karısıyla irtibata geçti ve zamanla çok iyi dost oldular. O dönemde bizim hanıma kanser teşhisi konmuştu, Muzaffer Hanıma da kalp. Sonra vefatına çok üzüldük. Ben Türkeş beye askerken de giderdim. Hatta resmi araba ve kıyafetle kasten gittiğim oldu. Ben emekli olduktan sonra biraz emrivakiyle hadi paşam partiye üye ol dediler. Ben de politikaya karşıyım, sevmiyorum, siyaset yapmayı istemiyorum. Ankara’da bir gençlik gecesi yapıyorlar. Ben evdeyim. Kapı çaldı. Gelen Türkmen Onur. “Başbuğ sizi çağırıyor efendim” dedi. Bizde askerlikte prensiptir: üstten bir şey geldiği zaman o emirdir. Peki dedik, hazırlandık, aşağı indik. Devlet Bahçeli arabada bekliyor. Onun arabasıyla gecenin yapıldığı spor salonuna gittik. Biraz sonra bir anons: “Partimize iltihak eden emekli orgeneral (çok çabuk terfi ettik!) Necati Gültekin aramızda.” Tabii salondan alkışlar, sloganlar “Bozkurt Necati” bağırışları arasında MHP saflarında kendimi bulmuş oldum. Yıl 1976.

- Son olarak 27 Mayıs Darbesi ve askeri darbeler konusunda ne söylemek istersiniz?

- Şimdi 27 Mayıs askerler arasında hüsnü-niyetle başladı.  Fakat beklendiği gibi gelişmedi. Şikâyet edilen konularda hiçbir düzelme sağlanamadı. Türkiye’de darbeler, 27 Mayıs olsun, 12 Eylül olsun, hiçbir fayda sağlamamıştır. Bana bir dergi sordu bunu, 12 Eylül’le ilgili olarak. Ben 12 Eylül’ün mağduruyum. Ben emekli olduktan sonra Türkeş beyin davetiyle MHP’de siyasete başladım ve Darbeyle birlikte tutuklandım. 3,5 sene içeride kaldıktan sonra bırakıldım ve beraat ettim. Darbe dönemlerinde ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun iyi sonuç alınamıyor. Haksızlıkların önüne geçilemiyor.

- Efendim bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Bu konuşmayı bir başlangıç kabul edip, MHP’de siyaset yaptığınız dönemi ve 12 Eylül darbesini ayrıca sizinle konuşmak isteriz. Okuyucularımız da sizin yaşadıklarınızı ve müşahedelerinizi okumak için sabırsızlıkla bekleyecektir. Size ve eşiniz hanımefendiye sağlık ve afiyet diliyoruz.

*SÖYLEŞİ: Serdar Sağlam, Fahri Atasoy

Bu yazi 2712 defa okundu.

 
Makalenin yazarı : Röportaj

Diğer yazıları için tıklayınız.

TÜRK YURDU - EYLÜL 2014

  • ANA SAYFA
  • FAALİYETLER
    ARŞİV
    SANAT EDEBİYAT
    SEMPOZYUMLAR
    DUYURULAR
    KİTAPLIK
    TARİH
    KÜLTÜR SANAT
    DOSYA
    TÜRDAM
    İZ BIRAKANLAR
    BÜLTEN
    GALERİ
    KÖPRÜLER
  • BİLGİ DAĞITIM SİSTEMİ
  • TÜRK YURDU DERGİSİ
  • TÜRK YURDU OKULLARI
  • TOEK VAKFI
  • SİTE HARİTASI
  • Devamı için tıklayınız...

    Türk Yurdu